Çoçuklarda obeziteyi önelemek için asla hamm yap demeyin!

Küçükken hatırlıyorum da, yengem kuzenime ne kadar çok baskı yapardı yemek yemesi için, elinde tabakla, kuzenimin arkasında gezinirdi resmen. “Bırak yemesin, aç değil, aç olsa yerdi” diyenlere ise “bırakırsam hiç yemez ki bu hiç acıkmıyor” derdi. Evet kuzenim hiç acıkmazdı. Çünkü acıkması için, annesi oan izin vermezdi, kız acıksa bile belki, zoraki yemek yedirildiği için, yemek yemekten kaçınırdı, herkese yemek dünyanın en büyük zevgi gibi gelirken, ona dünyanın kahrı gibi gelirdi. O zamanlar anneme içten içe kızardım “neden annem de benim arkamdan yemek gezdirmiyor, illa acıkınca ben mi gidip demeliyim” diye. Ta ki bir gün bende anne olupta, bilinçli anne olmak adına çocuklarda sağlıklı beslenme konularında bir takım araştırmalar yapana kadar:)

Sevgili hanımlar, çocuklarınızın ileride obezite hastalığına neden olmak için, asla ona zorla yemek yedirmeyin diyor ve sizleri ilgili konumuz ile başbaşa bırakıyorum.

 

Farklı yöntemlerle çocuğu doygunluğun ötesinde yemeye zorlamak, obeziteye davetiye çıkarıyor. Uzmanlar, yiyeceklerin ödül veya cezalandırma aracı olarak kullanılmaması gerektiğini söylüyor.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Endokrinoloji ve ¤¤¤¤bolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neslihan Mungan realage’e yaptığı açıklamada, obezitenin günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunu, istatistiklere göre her 3 kişiden birini tehdit eder hale geldiğini söyledi.

OBEZİTEYE YATKIN ÇOCUKLAR
Çocuklarda obezitenin, aşırı kalori alımı, genetik ve çevresel olmak üzere 3 nedeni bulunduğunu ifade eden Mungan, “Aileler, çocuklarında kilo alımı gördüklerinde doktora geliyorlar. Hormonoal bir sorun olmadığını öğrendiklerinde ise önemsemeyip oluruna bırakıyorlar. Ancak obezite, hormonal sorunların neden olduğu kilo alımı kadar önemli bir sağlık sorunu” dedi. Neslihan Mungan, doğumda kilosu fazla olan, ailesinde obezite ve diabet sorunu bulunan ve çalıştığı için hazır gıdaları tercih eden annelerin çocuklarının obeziteye daha yatkın olduklarını ifade etti.

 

 

MÜCADELE GEBELİKTE BAŞLIYOR
Obeziteyle mücadelenin, gebelikte başladığını ifade eden Mungan, şöyle devam etti: “Gebelikte sağlıklı beslenilmeli, yeterli düzeyde proteinle aşırı kilo alımı önlenmelidir. Emzirme, çocuğun obezite riskini azaltır. Bu nedenle katı gıdaların erken verilmesinden kaçınmalı, özellikle mamayla beslerken ve ek gıdalara geçişte fazla yedirilmemelidir. Çocuk kilo almaya yatkınsa, 2 yaşından sonra normal süt yerine az yağlı süt verilebilir. Çocuğun büyürken yediği miktara, kendisinin karar vermesine izin verilmeli. Çocuğu ‘tabağında kalırsa ağlar’ gibi sözlerle doygunluğun ötesinde yemeye zorlamak, obeziteye davetiye çıkarmaktır. Ayrıca yiyecekler, ödül veya cezalandırma aracı olarak kullanılmamalıdır.”

ÇOCUĞA İYİ ÖRNEK OLUN
Çocuğun, sağlıklı gıdalarla ve özellikle sebze-meyveyle beslenme alışkanlığını edinmesi konusunda ona destek olunması gerektiğini belirten Mungan, şöyle devam etti:

“Ebeveyn olarak, yaşam tarzı haline getirilen fiziksel aktiviteleri artırmalı, çocuğa sağlıklı bir yaşam tarzı konusunda örnek olmalıyız. Yemekten sonra hemen bilgisayar başına çekilmek, çocuğa kötü örnek olur.
Bunun yanında, kesinlikle bilgisayar başında oturan çocuğa tepsiyle yemek verilmemeli. Aksi halde çocuk her yerde yemek yenebileceğini düşünür. Yemek, evin belli bir odasında ailece yenmelidir.”

Migren Genlerle Alakalı mı ?

Migren genetik mi?

Migren bas ağrısı olarak nitelendirilir, aşağı yukarı genç, orta yaslı ve yaşlılarda migren görülmüştür, bu hastalığın yaşı yoktur, hastalık olarak ta nitelendirilemez aslında. Yapılan bir araştırmaya göre, vücudumuzdaki yeni keşfedilen bir gen, migrenimizden sorumlu olabilir. Eğer bu doğru ise migren genetiktir ve ailemizden bize geçmesi %60 olasılığı vardır. Migrenimiz çok şiddetli olmadığı sürece aspirin ve buna benzer ilaçlar kullanılmamalıdır. Eğer çok şiddetli ise, aspirin gibi ağrı kesiciler kullanılabilir.Her ne olursa olsun kolay kolay ilaç kullanmayalım vucudumuzu ilaçlara alıştırmayalım. Eğer ağrı kesiciler de ise yaramıyorsa doktorunuza bas vurmanızda fayda vardır.

Oruç tutarken nasıl beslenmeliyiz

Oruç tutan kişilere öncelikle, ALLAH kabul etsin diyor ve oruçlarını sağlıklı bir şekilde tutmaları için, Saglik Siteniz.Com olarak bir takım sağlık önerilerinde bulunuyoruz. Bu yıl Ramazan aynının Temmuz sıcakları ve uzun günlere denk gelmesi, oruç tutan kişiler için dikkatli olmasını gerektiriyor. Sahur ve iftarda alınan besinler, oruç tutulan saatlerde kişinin sağlık durumunu, motivasyonunu ve günlük performansını etkiliyor. Oruç tutn kişiler için ramazan ayında sağlıklı beslenmeleri adına önemli bilgiler vermekteyiz…

 

Uzun Ramazan günleri metabolizmayı olumsuz etkiliyor
Yaz sıcaklıklarının iyice hissedilmeye başlandığı bu günlerde sıcaklıkların etkisi ile oruç tutmak elbette bu süreci iki kat daha zorlaşır. Sıcakların etkisi ile oruç tutan kişiler sağlık açısından bazı olumsuzluklar yaşayabilmektedir. Uzun süren açlık süreçleri sağlıklı kişide ciddi bir sağlık problemi oluşturmasa da kişinin metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Örneğin uzun süren açlık süreçleri sonucunda sağlıklı bir kişinin metabolizmasında bile oluşabilecek durumları şöyle sıralayabiliriz:

* Kandaki trigliseridler artar,
* Kan şekeri düşer,
* Dikkat azalır,
* Kan basıncı düşer ya da yükselir,
* Atletik performans azalır
* Halsizlik olur,
* İş verimi azalır.

Ramazan’da öğle uykusu kan şekerinin düşmesini engeller
Oruç tutulan günlerde kişilerde gün içerisinde “uyuma isteği” oluşması da doğaldır. Açlığın hissiyle kan şekeri düştüğünden kişide uyuklama halleri yaşanabilmektedir. Kan şekerinin düşmesi ile kişide halsizlik, hatta sinirlilik görülebilir. Kan şekerinin düşmesini engelleyebilmek için sahurda lifli gıdalara yer verilmesi bir önlem olabilir. Kan şekerinin düşmesinin engellenmesi ile gün içerisinde uyuklama hallerinin de önüne geçilmiş olunacaktır. Sahur ve iftarda tükettiği Ağır, yağlı, acılı ve baharatlı yemekler de uykusunu kaçırabileceğinden dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi kısa öğle uykusuyla dinlendirmek gerekir.

Kronik hastalıklar oruca engeldir!
Ramazan günlerinin, açlık yaşamadan ve sağlıkla geçirilmesi düşüncesi elbette herkesin hoşuna gidecektir. Sağlıklı erişkinler hiçbir sağlık problemi yaşamadan rahatça oruç tutabilirler. Ancak bir takım sağlık problemleri, kronik rahatsızlıkları olan kişilerin bu süreçte yaşayabileceği olumsuzluklar daha da artabileceğinden, oruçlu olduğu günleri çok sıkıntılı geçirebilmektedirler. Hipertansiyon, diyabet, kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı olanların ya da epilepsi, migren, mide, duodenum ülseri, kanser gibi kronik hastalığı olanların, oruç tutması sakıncalıdır. Çünkü saydığımız tüm bu hastalıklar, genelde diyeti, sık ve az yemek yemeği gerektiren ve düzenli ilaç kullanımın söz konusu olduğu durumlardır. Bu yüzden oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalı gözükmektedir. Gün içerisinde ilaç kullanımının saatlerinde değişiklik yaparak oruç tutmayı düşünen hastaların mutlaka doktorlarına danışması, en azından doktor kontrolünde, doktorların izni ile bu dini görevlerini yerine getirmelidirler Çünkü bu tür sağlık problemleri yaşayan kişilerin oruç tutması var olan hastalığının seyrini kötü etkileyebilir; hatta tedavisini sonuçlarını olumsuz olarak verebilir.

Taş hastaları iftardan sahura kadar bol sıvı almalı
Taş hastalığına yatkın olan kişilerde, böbrek taşı oluşma riskinin artması gibi sağlık problemleri oruç tuttuğu dönemlerde olabilmektedir. Bu nedenle taş hastalığına yatkın olan kişilerin, iftardan sahura kadar bol sıvı alımına dikkat etmesi gerekmektedir. Hamilelerin, çocukların, ağır işlerde veya aşırı dikkat gerektiren işlerde çalışanların oruç tutması kesinlikle önerilmemektedir. Ağır işlerde çalışanların açlık sürecinden kaynaklanabilen dikkat dağınıklığı ile iş kazalarının olması kaçınılmaz olabilmektedir.

Reflüsü olan kişiler sahurdan hemen sonra uyumamalı!
Oruç tutarak geçirilecek ramazan günlerinde gün içinde yemek yenilemediği ve ramazan ruhunu en iyi şekilde hissedebilmesi için sahur ve iftardaki yemeklere ayrı bir özen gösterilir. Sahur normal kahvaltıdan, iftar ise akşam yemeğinden daha zengin hazırlanır; bu nedenle Ramazan ayı ile birlikte beslenme alışkanlıklarında da büyük değişiklikler olur. Ancak gün boyu süren açlığın etkisiyle iftarda boş mideye birden yüklenmek ya da sahurda acıkmamak için aşırı ve dengesiz beslenme yapmak doğru değildir. Bunlar bu süreç içinde yapılan en büyük hatalardan birkaçıdır. Her zaman önerildiği gibi Ramazan ayında da amaç, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmektir.

Sahurdan sonra genelde yatıldığı için hafif gıdalar tüketilmelidir. Tuzlu ve yağlı yiyeceklerden sakınılmalı; lifli gıdalar ve sıvı alımına özen gösterilmelidir. Sahur sonrası yatıldığında baş yüksekte olmalıdır. Bu durum özellikle reflü rahatsızlığı olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir durumdur. Mümkünse başta reflü hastalığı gibi sorunları olan kişiler sahur sonrası yatmamalıdırlar. İftarda ise, önce hafif bir çorba ile oruç açılmalı, namaz kılınacaksa kılınıp namazdan sonra iftar yemeğine yine devam edilmelidir. İftar yapıldıktan sonra tokluğun hissiyle oluşabilecek uyku en az yemekten 2 saat sonra olmalıdır. Oruç tutarken tamamen hareketsiz kalmak da doğru değildir. Hafif egzersizler ya da ayaklara yürüme egzersizi yaptırılarak kan dolaşımını kolaylaştırabilirler.

Uyku kalitesi oruç bitince normale döner
Ramazanda sahura kalkmak başta çalışanlar açısından uyku sürelerinin kısalmasına ve uyku düzeninin değişmesine sebep olacaktır. Uyku düzeninin değişmesi kişilerde, bazı hormonların ritminin( ACTH ve Melatonin gibi) bozulmasına olanak sağlar. Uyku problemlerinin oluşması ve uyku problemlerinin etkisiyle günlük yaşantılarında uyum konularında sorun yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır. Oruç tutan kişiler 24 saat içindeki toplam uyku sürelerini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışması uyku sürelerini dengelemek için alınabilecek bir önlemdir. Ancak uyku açısından yaşanan bu tür problemler kalıcı bir bozukluk oluşturmadığından; uyku kalitesi oruç bittikten bir süre sonra normale döner.

Oruçluyken soğuk su ile duş alın gün içinde dışarı çıkmayın
Oruçlu iken zaten sıvı alımı yapılamayacağı için sıcak ortamlarda bulunmak, terlemeyi artırarak vücutta var olan suyun da kaybedilmesine ve buna bağlı olarak susuzluk hissedilmesine sebep olacaktır. Bunun sonucu olarak kanın akışkanlığı azalıp risk grubunda olanlarda damar tıkanıklığı yaşanabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında kalp ve damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon yakınması olanların oruç tutması sakıncalı olmaktadır. Bunun için aşırı güneşli ve sıcak havalarda sağlıklı kişilerin bile mümkün olduğunca dışarı çıkmaması önerilmektedir. Ancak açık havada çalışmak zorunda kalanlar olacağından. Bu kişilerin açık renkli, bol, pamuklu giysiler giymesi, geniş kenarlı şapka kullanması, baş ve yüzlerini sık sık soğuk suyla yıkaması ve imkânı olanların gün içinde duşa girmesi alabilecekleri birkaç önlem olabilir.